Wednesday, 14 October 2009



hey! sen! nereye bakıyosun?? ne görüyosun?? ben yıldızları görüyorum. uçuyorum.
küçük prensle karşılaştım, yeni gezegenler keşfetmeye gidiyodu. birlikte yıldızları izledik biraz. elimi tuttu. hiç bırakmasın istedim.
*
benim bi prensim var. çok seviyorum onu. hep yanında olmak istiyorum.
*
hmm bu şarkı çok harika, herkes dinlesin bak diyorum :
today - zero 7
sözlerini de severim, yazıyım bi kısmını:

today, the words don't mean enough for us to say
for us to say
today, to steal the moment that we gave away
we gave away
today, we are the light that travels into space
into space
*
bi taraftan da yavaş yavaş gitme hazırlıklarım başladı.
nereye mi gidicem??
sölemedim dimi?
terbiyesizim ben.
bi de unutkan.
biraz da üşengeç.
ama aslında iyi biriyim canııım!
bilirsiniz beni.
ama sonra anlatıcam daha geniş bi zamanda. uzun uzun, güzel güzel.
*
mis gibi günler.

Thursday, 3 September 2009

maymun olma(ma) çabaları

bir şeyden diğerine o kadar hızlı geçiyorum ki. her şeyi yapmak istiyorum. çocuk gibiyim resmen. bi ara resim yapmak istiyorum çiziktiriyorum, sonra yaptıklarımı beğenmeyip sıkılıyorum, bırakıyorum. sonra fotoğraf mı acaba diyorum, aslında bir makinem olsa ona azmederim ama yok, hmm derken müzik dinliyip 'off bu adamların yanına yaklaşılmaz nasıl bi yetenek, en azından bir şey çalmayı öğreniyim' diyorum ama gerçek bi aksiyon yok!! geçen gün erkek kardeşimin ilkokul flütünü gördüm, ona bile atladım hemen, bildiğim bir şeyler çalmaya çalıştım, internetten aradım, sonra baktım klasik parçaları çalcak kadar temel müzik bilgim bile yok, attım kenara.
sorun şu ki asla bir şeyi geliştirmek, cidden öğrenmek için bir çaba göstermiyorum.













maymun iştahlıyım!

bir şeyden diğerine atlıyorum. aynen üstteki maymun gibi bir tane muzu yiyip, tadına bakıp bırakıyorum. poff maymun daha başarılı oldu bu durumda galiba, en azından bitirmiş muzlarını. neyse, lafın gelişi işte..
ne yazık ki bu blogcuğun başına da aynı şey geliyor, yaz yaz noluyo diyorum, üşeniyorum. aslında seviyorum. ama baktığım, takip ettiğim blogcular düzenli yazıyorlar, işte ona azmim yok galiba.


napsam profesyonel bir dinleyici, okuyucu, bakıcı?! olmakta mı yoğunlaşsam bari?

Thursday, 25 June 2009

veişteyaz

hala 3 waffle kalınlığında olan ayağım sağolsun milletin giydiği o şık, insanı büyük ihtimalle düz taban eden ama bici bici güzel terliklerden, sandalatlerden giyemiyorum, sinir oluyorum. hayattaki en büyük dert bu mu? hayır ama yani herkes cıbıldak cıbıldak dolaşırken spor ayakkabı ve dolayısıyla pantolon -ne kadar ince de olsa- giymek can sıkıcı. ama ayağım kısmen şekillendi sayılır, saçma girintiler çıkıntılar yok gibi.
*
gezmek istiyorum. of yani her gün nereye kiminle gittiğimi kaçta dönceğimi fln söylemekten sıkıldım. tüm dünya kafama göre olsun istiyorum.
*
fransızca ödevim var. evet, yaz okulu. evet, yine fransızca, merci beaucoup!
okul şimdiye kadar git geri dönden ibaret oldu bayaa bayık. ama pek sevdiğim arkadaşlarımın da yaz okulunda olduğunu öğrendim geçen gün, iyi oldu. haftaya full okulda olayım bari.
*
hava acayip saçma sıcak, dışarda dururken [ve sadece dururken (mesela otobüs durağı, kısmi gölge var)] terleniyo yapış yapış. sonra eve gelince duş alınıyo, saçlara da yazık oluyor her gün yıkanınca. yazın saç kurutma makinesi çok saçma bir fikir, duş almanın amacını yok ediyo. ama tabi tarak mantıklı olabilir, onu da kullanmayınca tarzan/jane gibi oluyo insan.
*
my life without me çok güzel ama inanılmaz üzücü hüzünlü bi film, aylar önce seyrettim. hatta geçen sene bile olabilir, emin değilim, bu sene bi hızlı geçti. filmin müziklerinden biri de "alpha"
nın some time later'ı. filme de cuk oturmuş, çok etkileyici. hem müzik hem de filme ve sahneye uyumu açısından. fizy'den bulamıyodum meğer some time diye ayrı yazıyomuşum cahil cahil. neyse buldum mutlu oldum. işte bu alttaki sahnede şarkıyı ilk defa duyuyorduk yanlış hatırlamıyorsam.
*
zero 7 takdir ettiğim bi grup. out of town.
*
eskiden böyle daha bi şeyler başarma arzusu olan bi insandım, noldu bana bilmiyorum. yani bi şey istiyorum ve o konuda hiç bi şey yapmıyorum. yani yapıyorum ama sıkılarak ve üşenerek. mesela bloğu da aldım bi heves, geçen ay hiç bir şey yazmamışım. ayrıca mesela eskiden aralıksız kitap okurdum, biri biter yenisine başlardım. şimdi "vakit bulursam" okuyorum. ki yani boş geziyorum vakitten çok bir şeyim yok. bilmiyorum. kendimden sıkıldım biraz, çok fazla üşengecim. mesela şimdi ne biliyim biraz ekstradan fransızca baksam ne güzel olucak, hem haftaya da sınav var. ama işte burda olmak daha kolay. procrastination master oldum adeta. hatta ertelemekten de öte yapmamak.
*
sidsel endresen & bugge wesseltoft - try mutlaka dinlenmeli!
*



sonracığıma her ne kadar ayakla ilgili bi benzetmede kullanmış da olsam, lafını edince canım waffle çekti. hmm hem de çok! hem de bu sıcakta! ohh mis. çilekli kivili tercihen. yiaa!

Friday, 22 May 2009

boş post

of efenim napmalıyım yaa? yarın fransızca sınavım varmış. oeeh yani! hiç çalışmadım ki. derslere de gidemedim. nasıl öğrenicem onu da bilmiyorum. ben boşuna mı haftada 6 saat derse girdim; bomboş olan cuma günü 2 otobüsle okula gittim; her ders için diyalog yazdım? (yalan aslında, yarısını yazmadım, ama her gün "selam, ben juliet, sizin adınız nedir" tadında diyalog yazmak sıkıcı ötesiydi). ama çaba gösterdim yani!
-

ders çalışmak istemiyorum. uyumak da istemiyorum. film seyretmek bile istemiyorum.
-
ay yaa. bugün hava niye kötü? gerçi güzel olsa da evde yatıyorum diye mızmızlanıcam. poff. işte şimdi de boş ötesi bi post yazıyorum. sıkıldım.

-
dışarı çıkmak istiyorum. tek başıma. hava güzel olsun, deniz kenarına gideyim, 'cast' olmasın. hayat eskisine dönsün artık ya. hareket özgürlüğü istiyorum!!!
-
esenlikler.


bu arada depeche mode'un yeni şarkısı wrong'u çok sevdim. ablam ve kardeşim insanlarıyla çok baydığımız geçen pazar günü lirik'lerini internetten bulup, evde bağıra bağıra söyledik. hatta ve hatta ablamla wrong yerine right diye söylemeye çalıştık, bi taraftan wrong okuyup diğer taraftan right demek beyinde komik tepkilere yol açıyor, suratta limon yemiş gibi buruşuklar oluşuyor. neyse uzun lafın kısası herkes dinlesin!

manidar bir dizeyi yazıyorum bu şarkıdan, anti-klişe timi olsa kızardı gerçi:
i was at the wrong place at the wrong time. ama yani 'literally'.

Wednesday, 13 May 2009

yatak

tüm gün yataktan çıkmadım desem yeri. 3 tane film seyrettim hepsi de güzeldi, bir de çilek yedim o da güzeldi. önce "batman begins" i izledim, sabah sabah aksiyon olsun. sonra "v for vendetta" ile devam ettim ki daha önce de izlemiştim, ve harikaydı yine. son olarak da çok uzun süredir izlemek istediğim ve bir türlü izleme fırsatı bulamadığım "big fish" i izledim. çok çok güzeldi. ne yazık ki bir noktada uykum geldi (filmden bağımsız olarak tabi ki) ama telapatik insan annem elinde koca bir fincan çay (ve ayıptır sölemesi tost) ile odama geldi, kendisine taptığımı belirttim ve filme devam. bir de bazen olur, böyle bir filmi seyrederken değil de izledikten sonra daha bir takdir eder, beğenirsin ya, bittikten sonra daha mutlu eder. hatta ikinci izleyişin daha güzeldir. big fish benim için bu filmlerdendi. yani daha ikinci kere izlemedim tabi ama tahminen. (ikinci izleyişimden sonra update veririm efendim). işte böyle.

bol çilekli günler.

Monday, 4 May 2009

ev

hayat bazen ne sıkıcı! evde oturmaktan sıkıldım, canım isteyince dışarı çıkamamaktan sıkıldım, dışarı çıkcağım zaman birilerine muhtaç (ay bu kelimeyi kullanmak bile üzücü çok) olmaktan sıkıldım. ayağımdan ve üzerindeki kirecimsi beyaz maddeden sıkıldım. bilmiyorum, belki sıkılmak için daha çok erken ama sıkıldım işte. yiiaaa...

Tuesday, 28 April 2009

araba


she was at a friend's birthday party, her mom had called and told her to come home as early as possible, her uncle had just come to stay at their house. she wanted to stay at the party so badly, all of her close friends were there and she hadn't seen some of them for quite a long time. she finished her drink and she saw a friend whom she's been waiting to see all day waving at her.. but she had to leave so she got up, took her things and said goodbye to the others. she walked towards him, kissed him on the cheeks and asked him to walk her to the bus stop. before leaving, she hugged the birthday girl and again wished her a 'happy happy year'. they left the place, chatting. there were two bus stops near to where they were and the girl picked the closer one. they were walking uphill and they came to the crosswalk. it was a two-way road and in between there was a pedestrian island. carefully they crossed the road and stepped on the island. they were chatting as they waited for the green light, they were safe and one metre away from the carway. the girl was looking at the boy as the boy's head suddenly turned towards the road. as she turned to see what caught the boy's attention, the boy pulled him backwards. simultaneously, she saw a metallic-grey car driving very, very fast and as if driving towards them. she was watching the car, wondering how close the car will get, as she felt a sharp, deep pain on her foot. she kept on watching the car, turning her head to see where the car will stop or whether it will stop at all. as her friend asked her whether she was fine, she didn't stop looking at the car and answered 'my bones, they are broken.' she grasped her friend's shoulder as she said loudly 'please look at the car, please do see the plate number, please'. then she looked at her friend who was now pulling her towards the road. she then saw a bunch of men walking from the bus stop towards them. they stopped the cars and with everyone's help she slowly walked and sat on the bench at the stop. then she heard a man apologizing and turned to look at him, she realized it was the man who drove the grey car. she yelled and yelled some more.

,,,

at the hospital, they cut her socks with a pair of scissors. her foot, leftie, looked horrible. it was nearly twice as big as her right foot, it was snow white at the toes and swollen everywhere. she moaned and then laughed. it was a thing to be seen. after the x-rays, doctors told her two of her metatarsal bones were broken. she moaned and then again she laughed heartily. she took off her earrings as they told her she had to stay at the hospital for the night. they told her they were going to decide whether she would have a surgery in the morning and now she waited. and, in pain, she waited.

,,,

she didn't sleep at all but, in the morning, she was happy, she was not going to be operated. and she got the painkillers.

Thursday, 16 April 2009

otobus

bazıları her şeyi çok fazla kolay ve çabuk paylaşıyor. geçen gün otobüste oturan bir kadın ve yetişkin kızı ile karşılarında oturan bir kadın ve küçük oğlu mesela. kızı olan diğerine oğlunu sordu, kaç yaşında, kaçıncı sınıfta? gibi klasik otobüs lafları. burdan laf çocuğun babasının nasıl kavgada adam öldürdüğüne ve hapse girdiğine, babanın geçenlerde çıktığına, annenin korkudan oğlunu hiç bir yere yollayamayışına geldi. otobüste herkes bunu dinledi. zaten sabah, herkes sessiz. şimdi ben bunları yazarken, büyük ihtimalle bir daha asla karşılaşmıyacağım bu insanları bu şekilde ifşa etmekten adeta utandım. özellikle de on yaşındaki şu an ismini hatırlayamadığım çocuk adına. bu kadar özel şeylerin herkesin ortasında anlatılması zor değil mi? annesinin hemen yanında babasıyla ilgili bu kabullenilmesi zor gerçeği 'geçen pazardan ucuza etek aldım, sağlam çıktı' havasıyla anlatması? acaba neler düşündü? ama yine de sonra annesinin çocukla konuşuşundan, hareketlerinden, kadının oğlunu gerçekten çok sevdiği ve çocuğun da onu sevdiğini gördüm; hava daha güzel olsun onu gezmeye çıkarıcakmış, evde bunalıyormuş. nispeten mutlu oldum.

Saturday, 11 April 2009

yazma çabaları

hmm biraz önce karar verdim ki;
hiç bir şey üretmiyorum. ve bu gerçekten insan doğasına aykırı bir şey. yani okula gitmek, bir şeyler ögrenmek; güzel iş bunlar da ama gerçek bir şey oluşmuyor, yani oluşuyor tabi ki ama dışa vurulmuyor.
zaman zaman girdiğim ve kesinlikle anlam veremediğim o bezmişş baymışş insanın sıkıntısı bir şey üretmiyor olması. yani bazısı şiir yazıyor, bi tanesi grafiğe kafayı takmış, birileri kısa film çekiyor, resim yapıyor, müzik yapıyor.. ve bi şeyler üretiyor. içindeki sıkıntısını, mutluluğunu, herşeyini, kendini materyal bi şekilde ifade ediyor. falan feşmekan.
işte büyük ihtimalle o yüzden evde oturup sıkılacağımı düşünüp dertlendiğim o yılbaşı akşamı bu blogu aldım. tabi şöyle bir sorun var ki, kimseye haber vermiyorum. 5 kişi fln biliyor yazdığımı. niye? sorusu aklında beliren o beş kişiye sesleniyorum: işte öyle, ketum fln bi kişiliğim ya, blogumda kendimi fazla ifşa ediyorum gibi geliyor heralde.
neyse yaa. bu üretme/üretmeme konusundaki çelişkili diğer düşüncelerimi başka gün artık.
sağlıcaklan kalın.
esenlikler, esintiler ve güneşli günler.

Saturday, 14 March 2009

.senkronize olma cabasi

senkronize olmak istiyordu.

. hey bi suredir konusamadik.
. evet fark ettim. ee nasil gidiyor, konusmadigimiza gore iyisin?
. hmm yaniii. iyiyim iste, fena degil. aslinda bayaa guzel gidiyor yolculuk. ama tabiki seninle konusmadan edemiyorum.
. anlat bakalim.
. guzel. yolculuk guzel. digerleriyle bayaa kaynastik artik. bir olarak hareket ediyoruz. tabii arada minik seyler canimi sikmiyo degil ama o da benim huysuz bunyem, heh. bazen mesela yeni bi sehre geldigimiz icin, farkli seyler yapiyoruz, dagiliyoruz. ama o anlarda bazen, nadiren icim garip bi huzurla doluyo, diyorum ki iyiki bu insanlarla ciktim bu yolculuga. mutlu oluyorum. oyle iste.
. haha bir ilki yasiyoruz dimi burda, ilk defa mizmizlanmak icin diil, mutlu oldugun icin ariyosun beni.
. haha tabiki de mizmizlanicam, sabirli ol. ama evet mutluyum.
. iyi. senin adina sevindim. ee mizmizlan bakalim.
. iste yolculukta bazi anlarda digerleriyle senkronize olamiyoruz, fazla dagiliyoruz, ya da mesela ben bir sey anlatiyorum ya da soyluyorum, o an disaridaki manzara daha ilgi cekici geliyor. halbuki o soyledigim, o ana ozel bir sey. ama bir sekilde digerleri yarim kulakla dinliyor, dinliyomus gibi yapiyor. yaa aslinda mizmizlanmama hic gerek yok. haha. biliyorum. ama iste illa bi sorun bulmak istiyorum galiba. belki dediğimin aynisini ben de yapiyo bile olabilirim.
. hmmm hepimiz oleyiz. forever distracted. forever dissatisfied. bak senkronize olmak diye bi sey yok. ya da vardir ama yani cok onemli degil. napalim, dikkatleri cekmek icin ilginc bi sey dene, yap o an solemek senin icin cok cok onemliyse.
. iste sorun diyebilcegim sey de o zaten. bole kendi capimda cabaliyorum ama sacma bi seyler oluyor galiba. ilginc olsun diyorum ama belki de cok "lame" geliyodur. ama napiyim icimden geleni kimse icin degistirmem.
. eh tamam iste.
. evet. neyse canim. hep ben mi dusuncem. ben elimden geleni yapiyorum ve yolculuk da guzel. ve ben benim, sen sensin, onlar onlar. tamam. saol. saol. saol.
. bi dahaki telefonu merakla bekliyo olucam. iyi eglenceler!
. saol. sana da iyi dusunceler.

Tuesday, 3 March 2009

baska bir cift goz - another pair of eyes


bayan hap - ms pill
bayan hap insanlanlara emniyet vaad ediyordu, süprizlerden koruyordu. belki de o yüzden ironik bi şekilde hep şaşkındı.


ms pill offered people security and kept them away from unexpected things, surprises. that's maybe why, ironically, she always had a bewildered expression on her face.

OO * bir kac cift goz ve hikayesi - pair of eyes and their story

bay kivi - mr kiwi





O da herhangi bir kivi gibi mutlu ve mesuttu...


He was just an another happy kiwi...







...taa ki bi gün yanındaki kaşığı fark edip onu yemeye karar verdiğimi anlayana kadar.

...until one day, when he saw ms spoon sitting next to him and realized that i had decided to eat him.







çok üzüldü, ağladı... korkuyordu.

he got so sad he cried... he was really scared.





devam edicek - to be continued...



bayan kek - ms cake


bayan kek gençken çok güzeldi. konuşmayı severdi ve kocaman gözleri vardı. eğlendi, gezdi tozdu. ama tabi yaşlandı da. artık başkalarını dinlemek konuşmaktan daha keyifliydi. saçları dökülüyordu ama insanlar bir şey söylediğinde ne demek istediklerini, hırslarını görebiliyordu artık.

ms cake was so very beautiful when she was young. she also liked to talk and had big eyes. she had fun in her time but surely she grew old. now listening to others talk was a lot more fun than talking. yeah her hair was thinning but she now knew what people really meant when they said something.

Wednesday, 18 February 2009

.memnun olma cabalari

aklindaki soru isaretleri gitti. kararsizliklar bitti. ama tabiki kafalar cabalamayi, gonuller istemeyi birakmaz. evet, kararsizliklar bi sekilde gitti kafasindan, yolcularin hepsi bu yolculuga cikmak istediklerini bi sekilde gosterdiler. ama onun istedigi sekilde degil. bu aslinda onemli mi? netice varken hatice'yle ugrasmaya degermi?

. yani bilmiyorum. digerleri arabanin yanina geldi, kimi bavulunu gosterdi, bazisi arabaya binmekle yetindi ama hepsi gulumsediler. tamam gercekten bu yolculuga cikmak istiyorlar ve bunu gosteriyorlar. ve yolculuk basladi. bu da guzel. cok egleniyoruz, cok konusuyoruz, cok guluyoruz. bazen sessizlik de oluyor ama sonra birisi sapsal bir gulusle sessizligi kirip bir seyler anlatmaya basliyor illaki. ve egleniyoruz. ama nereye gidicegimizi, niye bu yolculuga ciktigimizi, niye birlikte ciktigimizi konusmuyoruz onlarla. bana konusmamiz da gerekir gibi geliyor. yani tabi ki baski yapmanin anlami yok ama..
. peki niye konuyu sen acmiyorsun?
. hmm, bilmem, yolculuga cikacagini ilk belli eden bendim hani, onlar da baska bi adim atsinlar?
. yaa biri bu konuyu acsa, bu adimi atsa senin icin guzel bir sey yapmis olur, evet. ama hani acele etmek istemiyordun? yani bunu konusmak da onemli tabi. ama sen herkesin orada oldugunu ve eglendigini biliyorsun. o konular elbet acilir. sakin ol. bu arada neredesiniz su anda?
. dogru diyosun galiba her zamanki gibi. haha. su anda benziklikteyiz, digerleri de icecek bir seyler aliyorlar, ben gazete fln aldim iste. tuvaletin yanindaki telefonun yanindan ariyorum. eemm, bu arada bi ara tuvaleti de kullanmam gerekicek sanirim arabaya binmeden.
. tamam tamam. hadi kac sen. iyi yolculuklar. optum.
. ben de. ararim yine.
. o kesin. gorusuruz.

Sunday, 15 February 2009

kizgin olma cabasi

kizmak istiyorum.
.ama kizamiyorum, bunu yapamiyorum.
sinirden kopurmek, bagirmak
ve sonra da rahatlayip uyumak istiyorum.

Monday, 9 February 2009

.kararlı kalma çabaları

peki ya başkaları da onun kadar kararsızsa? bunu düşündü ve korktu çünkü tek kararsızın kendi olduğunu düşünüyordu. başkalarının kararsız olmasına dayanamayacağını hisetti, diğer yolcuların kararlı olmasına ihtiyacı vardı.

. onlar da kendilerinden emin olamazlarsa bu yolculuk nasıl devam edecek? bu yolculuğa neden çıkılıyor o zaman? lütfen birisi de net cevaplar versin, kesin konuşsun.
. evet daha önce bu ihtimali hiç düşünmedik, hata ettik belki de. ama hiç bir şey boşuna değil, bir şeyler öğrenmiş olacaksın hiç olmazsa...
. hayır, yola çıkmaya korkmayı öğrenmiş olacağım. ilk defa en azından yola çıkmaya karar verebilmişken diğerlerinin de bu yolculuğa çıkmak konusunda kararsızlık yaşamış ya da yaşıyor olduğunu öğrenmek üzücü.
. daha böyle bir şeyin olduğunu bile bilmiyorsun! kendi kendine kafanda kurdun, belki de kendi kendini yolculuktan vazgeçirmeye çalışıyorsun farkında bile olmadan. nereden çıkardın bunu?
. bilmiyorum tabiki, hiç bir şey net değil çünkü. bir şeylerin netleşmemiş olmasının bir nedeni olması gerektiğine karar verdim.
. spesifik bir nedeni olmasına gerek yok. bu acele niye? her şey zamanla anlam kazanır. niye bu yolculuk, nereye? bu soruların cevabını alacaksın.
. evet ama elimde değil. artık az çok bir karar vermiş olduğum için başkalarından da aynı hızla aynı kararı vermiş olmalarını bekliyorum.
. o zaman kusura bakma ama saçmalıyorsun. sen de daha iki gun oncesine kadar hiç bir şeyden emin değildin, karar vercem diye kafayı yiyordun. başkalarının da aynı hakkı var, kararsız olma hakkı. o yolcular sana zaman verdi, şimdi sen de onlara senin aldığın kararı almaları için zaman tanı. sen kararsızlığını kararsızlıkla büyütüyorsun. yine verdiğin karardan caymaya mı çalışıyorsun? sen verdiğin karardan tamamen emin ol. diğerlerini , onların kararlarını ya da kararsızlıklarını kafaya takma. kendini vazgeçirme.
. mantıklısın. ama ben de çabuk tav oluyorum sana. çünkü mantıklısın.
. evet.
. peki. sağol.
. ne demek, her zaman, yanındayım.

Wednesday, 4 February 2009

.kararli olma cabalari

kararli olamadi. aklindan geceni soylemeye (hatta bazen dusunmeye bile) korktu cunku solediginde soledigi gercek olacak, onu geri cevirmek isterse bu cok zor olacak ve birileri uzulecek. ama niye geri cevirmek istesin? niye soledigi seyin gercek olmasi bu kadar korkutucu? bi taraftan solememek de onu uzuyor, boguyor, sIkiyor. ne yapmali? niye karar veremiyor? cok fazla dusunuyor, herseyi dusunuyor, ihtimalleri, olabilecekleri, olamayacaklari. kendinden de emin olamiyor mu ne? simdi biraz kacmak istiyor iste, hmm, biraz streslimiymis.
dur dusun. hayir dusunme. neyi dusuneceksin? niye dusuneceksin?
ama dusunmeden olmaz.
peki o zaman hep birlikte dusunelim.
hic bi sey yapmasak? gormezden gelsek, yokmus gibi yapsak? kacsak?
ama kacmak da istemiyor.
ikilemler, uclemler, dortlemler...

gidelim, gidelim, hep birlikte gidelim, bi yerlere gidelim.

. peki o zaman. kararli olalim. napalim? kararli olalim.
. muzik dikkatini dagitiyor galiba, kapatiyimmi? soylemek istediklerini soyleyebilecekmisin? niye korkuyorsun? bi seylerin tam dusundugun, hayal ettigin gibi gitmemesi cok cokmu kotu? herseyi mahvetmeye degiyormu? kactigina degiyormu? dusundugun hayal ettigin acaba varmi?
. hayir muzik kalsin, guzelmis. karari yolda versek olmazmi? giderken, yollar iki taraftan akarken, agaclari izlerken? illa simdi mi halletmek zorundayiz bunu? hemen bir yol plani cikartmak zorundamiyiz? sen de kendinle celismiyormusun? tamam ben de kararsizim ama sen de baskicisin. bi seyleri oluruna birak bu kadar dusunme diyorsun ama diger taraftan kararli ol diyorsun, oluruna birakma diyorsun. ben tamamen oluruna birakmak istiyorum...
. yola cikicaksin o zaman, yani bi karar verdin bile?
. hayir, sadece yola cikiyorum, bir karar vermiyorum. nereye gidicegim, nasil gidicegim, neyle kimle gidicegime yolda karar vermek istiyorum.
. peki ya diger yolcular verdigin karari begenmezse, uzulurlerse? bu yolculukta tek basina degilsin.
. ama onlar bu yolculuga cikarken benim bi noktada arabadan inip trene, vapura, ucaga binebilecegimi ya da durup eve donebilecegimi de biliyorlardi, bu riski almamislarmiydi?
. farketmez, yine de onlarla kalma ihtimaline guvendiler, her yolculukta her zaman bin tane ihtimal var ama yine de bi seylere guvenip yola cikiyoruz.
. evet. ama soledim bunu, bu karari su an veremem. verirsem de donup degistirmeye kalkarim. o zaman daha kotu olmazmi? yola ciksam ve onlarla sonuna kadar, benzin bitene kadar gidecegimi soylesem ama bir anda durup dururken bir kirmizi isikta arabadan insem, kossam, kacsam. daha kotu olmazmi? daha kotu olmazmi?
. evet daha kotu olur. cok daha kotu olur.
. o zaman tamam. bu yolculuk zaten neredeyse basladi bile. yolda karar vericem. kararli oldummu simdi?
. kararlimi oldun simdi? bilmiyorum. en azindan yola cikiyorsun ki bu da bi karar tabiki. seni daha fazla zorlamiycam.
. saol. yine konusuruz. bye.
. bye.

Tuesday, 20 January 2009

umutlu olma cabasi

evet ilk post'tan sonra yerine getirilmesi gereken sorumluluklar sebebiyle uzunca bir sure bir sey yazamadim, bakamadim, bugun bir anda aklima geldi, baktim 20 gun olmus.
..
bugun (ozellikle de tatil moduna girmis olanlar icin tekrar ediyorum) 20 ocak. ne yazsam diye dusunmeme bile gerek birakmayan, su anda tum dunyanin heyecanla bekledigi bir olay var; barack obama'nin baskanligi devralisi.

kendisi demmis ki "i'm asking you to believe. not just in my ability to bring about real change in washington... i'm asking you to believe in yours". [sizden inanmanizi istiyorum. sadece benim gercekten bir seyleri degistirebilecek olma gucume degil... sizden sizin (degistirme) gucunuze inanmanizi istiyorum. -- kendi capimda bir ceviri, idare edin]
tabi bayaa buyuk ve iddiali bir laf.

tabiki her secimden once her politikaci buyuk laflar eder, vaatler verir, biz de icten ice inanmasak da inanirmis gibi yapariz cunku obur turlu attigimiz oyu icimizde anlamlandiramiyoruz heralde. yuzde doksandokuzun karar verme mekanizmasi icindeki tek aktif faaliyetinin oy vermek oldugunu dusunursek, bu haktan vazgecip, "ay bunlarin hepsi yalanci" deyip, oy atmamak da icimize sinmiyor.
"ayol ben politik durusu olan insanim, inanmasam X partisine hayatta oy vermezdim" diyenler de olabilir elbet ama asil oy verdikleri politikicalarin gercek bir politik durusu olmadigi icin onlarin dediklerini de anlamsiz bulabilirim.

eee?? peki cogunlugun (ben kendimde de bir parca gordum bu egilimi) obama'nin bir seyleri degistirebilecek, ve degistirecek, olmasina bu buyuk (ve sasirarak soyluyorum samimi buldugum) inanci nedir?
bi kere artik sıkıldık. salak insanlardan sıkıldık mesela. yanlis kararlardan da. sacma boyuttaki guc dengesizliginden. opakliktan. nasilsa hic bitmeyen savastan. keyfilikten. cumhuriyetçilerden desek fazla mı açık olur?
peki obama bey bizi kurtarabilecekmi bu sikintilardan? o cok farklimi gercekten?
simdi bir kere "hussein" beyin secilmis olmasi bile kendi icinde buyuk bir degisim. amerikan tarihinde secilen ilk siyahi baskan olmasi, belki de amerikalilarin artik bazi konularda daha acik goruslu olabildigini, fikirlerini degistirmeye hazir olduklarini gosteriyordur. iste bazi dusunceleri asip basa gelebilen insan olarak baska seyleri de asirtabilir bize. diye umuyoruz.
bir de genc, basarili, hirsli ve ozellikle de acik olmasi gercekten guven verici. lisedeyken uyusturucu kullanmis oldugunu soyleyebilmesi (ki hayatinin en buyuk ahlaki cokuntusu olarak adlandiriyor) bile surekli hayatlarindaki 'kusursuz' insan portresini zedeleyen olaylari ortbas etmeye calisan politikacilarla arasindaki farki gormek acisindan onemli. (yakin gelecekten gelen ekleme: kendisi ayrica mesela "I screwed up, i made a mistake" fln diyebiliyor mesela)
bi seyleri yaptigini gormek istiyoruz ve umarim gorecegiz de.

kendisine gercekten basari, cesaret, sabir ve kolayliklar diliyorum.

evet su an yeminine ve konusmasina dakikalar kaldi, o yuzden hemen gitmeliyim. belki bi after-speech notu eklerim.

Thursday, 1 January 2009

ne cabalar

evet, yeni bi yila girdik, yeni kararlar alindi (mi?), stres yaratan sorular dusunuldu vs.
iyi ve kotu bi sekilde bi yil daha gecti ama buraya 'gecen yildan neler ogrendik' ya da 'bu yilki hedeflerim neler' tadinda bir kompozisyon yazmamaya calisacagim.


peki o zaman su soru ile baslayayim: niye bi anda blog aldim?
"yeni bir yil, ben de yeni bir sey yapayim, aa blog aliyim!" diye mi? hayir.

soyle mi dedim ac-caba icimden "yaa bence ben guzel seyler yazarim, insanlar da begensinler begenmesinler ama gorsunler bilsinler"? yine olmadi.
peki o zaman niye? niye su anda yapabilecegim baska seyler varken buraya bunlari yaziyorum? kendi kendime burda tek basima konusuyorum??
iste. cunku.
mesela su an gereksiz bi sekilde niye blog aldigimi anlatiyorum ama isteyerek olmuyor. demek ki yazmak hosuma gidiyor ya da sadece su an da cook sIkIldim ya da surekli erteledigim sorumluluklarimi daha da ertelemenin eglenceli denilebilecek bir yolunu buldum. aslinda onemli degil.
....
hmm aslinda yukaridaki soru gercekten cok iyi bi soruymus, bunu simdi fark ettim. kendi kendime konusuyorum ve birileri bunu dinlesin diye kayda aliyorum. hmm. bu soruya sonra yine donucem sanirim.
.
peki bu kisma kadar gelenler, acaba blogun kalaninda da kendi kendime karar veremememi mi dinliycekler? evet bazen. ama genel olarak aklima eseni yazmayi dusunuyorum sanirim.

"neyse o muymus, peki oyleyse o neymis?" gibi pek guzel, derin ve anlamli ayni zamanda cirkin, sig ve bos sorular soracagim. olma cabalari/(boslugu uygun kelimeyle doldurunuz, eg cool) olma cabalari ile ilgili bi şeyler yazarım. "eee, sonuc?"ta ne olacak, ben eglenicem, umalim ki okuyanlar da eglenicek, internette en azindan sIkilinca bakilabilecek bi yer olacak seklinde umutlanmisim hemencecik.
bundan sonraki yazma cabalarima kadar gezin, eglenin; gorun ogrenin. saglicaklan.